Ekim 24, 2026

FERDAĞ adının anlamı

 Adım Ferdağ...

 Farsça "ışık" ile Türkçedeki "dağ" kelimelerinin birleşimiyle oluşmuş, "aydınlık dağ" anlamına geliyor. Bu ismi bana rahmetli amcam koymuş. Çocukken evde konuşulanlardan hayal meyal hatırladığım kadarıyla, gençliğinde sevdiğicağızının adıymış Ferdağ. 🥹Bir sevdanın yadigârı olarak mı yoksa sadece çok sevdiği için mi bu ismi seçti tam olarak bilemiyorum ama isim babam olan amcamdan bana kalan en içten, en güzel hatıra bu oldu.

Oysa çocukken ismimi hiç sevmezdim. İlkokul yıllarında o dönemin popüler kızlarının taşıdığı, kulağa daha tanıdık gelen isimlere özenirdim. Kendi ismimin farklılığı bana yabancı gelirdi; çocukluk aklı işte, sadece herkes gibi olmak isterdim. Adımın anlamını da, bana kattığı o kendine has duyguyu da pek kavrayamazdım o yaşlarda.

Fakat büyüdükçe ismimle aramda çok başka, sıcacık bir bağ kuruldu. O çocukluk hevesleri geride kaldıkça, ismimin hem taşıdığı anlamı hem de ardındaki o samimi hikâyeyi çok benimsedim. Şimdilerde adımı o kadar çok seviyorum ki, bu dünyaya bin defa daha gelsem, adımın yine Ferdağ olmasını isterdim.


👉Peki ya sen dostum, adını sever misin? İsimlerin insan üzerindeki o gizli etkisine inananlardan mısın? Bir daha dünyaya gelsen, annenin, babanın ya da sana bu ismi kim verdiyse, senin için yine aynı ismi seçmelerini ister miydin?


Ekim 23, 2026

Kalemimden…❤️


Ben kimseyle kavga etmem... 


Belki de aldığım psikoloji eğitiminin bana en büyük armağanı budur; insan doğasını ve zaaflarını sessizce, uzaktan izleyebilmek."

Uzaklaşabildiğim kadar uzaklaşırım o insanlardan. Uzaklaşamadığım anlarda ise kendi iç sınırlarımı çeker, ruhumu ona göre ayarlarım.

Zülfü Livaneli’nin Serenad romanında altını çizdiğim o muazzam satırlardaki gibi:

'Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru.'

Hayat bu ya... Çoğu zaman koruyamıyoruz kendimizi. Ama işte tam da o koruyamadığımız, yara aldığımız anlarda en derin dersimizi alıp usulca kenara çekilmeyi öğreniyoruz.

Öyle değil mi? 🍂"


Ekim 19, 2026

Kalemimden…❤️


Hepimizin kendine göre bir "vazgeçme" yöntemi yok mu sahi?

Kimimiz insanlara inanmayı bırakır, kimimiz aynalara küsüp makyaj yapmayı…Kimimiz ezbere bildiği şarkıları dinlemekten vazgeçer, kimimiz ise uzun uzun susmayı seçip konuşmayı bırakır.


Ama aslında bu bir pes ediş, bir yenilgi değil dostlarım; bu derin bir kabulleniştir. İnsanın o yorucu gürültüden sessizce geriye çekilmesi, en savunmasız anında kendi ruhunu usulca koruma altına alma çabasıdır🥹


Hayat bazen o kadar ağır gelir ki; hele kendimiz yada sevdiklerimiz hastalıklarla…kayıplarla ..maddi/ manevi sınanırken, içimizdeki o cıvıl cıvıl renklerin birer birer solup gittiğini çaresizce izleriz.

Eksiliriz, yoruluruz. 


Peki sonra?

Geriye ne kalırsa, o kırık dökük parçalarımızla yaşamaya, hayata tutunmaya devam etmez miyiz? Kanadımız kırık olsa da hayat bir şekilde kendi ritminde akmaya devam etmiyor mu?


İşte tam da bu yüzden, içimizdeki gri bulutlara inat, kendimizi yeniden güzel hissetmek, ışığı bulmak için biraz çabalamamız gerekmiyor mu? Bizim için sıradanlaşan, ufacık görünen ama belki de bir başkasının en büyük duası, en ulaşılmaz hayali olan o nimetlere her sabah uyanıp şükretmemiz gerekmiyor mu?

Solan renklerin yerine yenilerini sürmek bizim elimizde. 


👉Unutmayalım ki hayat; yaralarımıza küstüğümüz yerden değil, sahip olduklarımıza şükürle sarılıp yeniden ayağa kalktığımız yerden güzelleşir. 🤍🕊️


Ekim 18, 2026

Kalemimden…❤️

“Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?" 

Bu soruyu gece yarıları boşluğa bakarken, yutkunamadığınız bir hayal kırıklığının ortasında ya da bir kapıyı kapatırken içinizden kaç kez geçirdiniz?  Ben çok geçirdim. O yüzden bu hissi o kadar iyi biliyorum ki... Yüzler, isimler ve zamanlar değişiyor ama göğsümüzün ortasına oturan o tanıdık ağırlık hiç değişmiyor, değil mi? 


Yine birilerini kurtarmaya çalışırken, yine sabırla "düzelir" diye beklerken ve aslında çoktan gitmemiz gereken o yerde öylece kalakalmışken buluyoruz kendimizi. 🥺


Yıllarca buna "kaderim bu" ya da "benim şanssızlığım" deyip avunmadık mı? Ta ki kendi içimize dönüp o sert ama özgürleştirici gerçeği fark edene kadar: Bilinçaltımız yarım kalmış hiçbir hesabı kapatmıyor!


Zamanında yutkunduğumuz o sözler, gösteremediğimiz öfke ya da çocukluğumuzda bir türlü göremediğimiz o sevgi, yıllar sonra bambaşka insanların yüzünde tekrar kapımızı çalıyor. 


❤️‍🩹 Zihnimiz unuttuğunu sansa da, ruhumuz sırf "tanıdık" geldiği için bazen bize iyi geleni değil, o bildik acıyı seçmeye devam ediyor. Eski yaralarımıza benzeyen insanları hayatımıza çekiyoruz; çünkü içimizdeki o küçük çocuk, geçmişteki hikayeyi bu kez "mutlu sonla" bitirmek istiyor. 


Ama size kendi içsel yolculuğumda öğrendiğim en harika şeyi söyleyeyim mi? 🌟 Hayat bu döngüleri bizi cezalandırmak ya da tüketmek için getirmiyor önümüze. Aksine, bir öğretmen gibi karşımıza dikilip şefkatle şunu fısıldıyor: 🌿

"Artık büyüdün. Artık daha güçlüsün. Bak, aynı sahne yine kuruldu; hadi bu kez farklı davran..." 🌱💪🏼


Peki, bu döngüyü nasıl kıracağız? 🗝️

🛑 Bu defa kimseyi kurtarmaya çalışmadan...

💔 Sırf tahammül ediyoruz, alışkınız diye o sancılı bekleyişin adını "sevgi" koymadan...


Ve en önemlisi; kaç yaşında olursak olalım o sınırları koyarak. Belkii tatlı, belki  de acı ama mutlaka ‘SINIRLAR’ konmalı canım dostum 🌿


İşte tam o an kırılıyor zincirler. ⛓️‍💥 Geçmişiniz kaderiniz olmaktan çıkıyor ve belki de ilk kez, yepyeni kendi yolunuzda yürümeye başlıyorsunuz. 

                                                  ferdağ