Ağustos 18, 2026

Mahalle, Herkesin Çocuğuydu

 
Eskiden mahallelerimiz vardı…
İç içe, sıcacık, insancıl mahalleler.
Birden çocukluğumu özledim.
Arsaların tozuna bulanmış, umutla koştuğumuz günleri… Akşama kadar sokaklarda oynardık. Birimiz çağırır, ötekiler toplanırdı. Eve gitmek istemezdik. Çünkü eve girersek bir daha dışarı çıkamayacağımızı düşünürdük.
Ekmek arası salçamızı elimize alır, yine sokağa koşardık. Karnımız acıkınca bir komşunun kapısından uzanan ekmek, susayınca bir tas su yeterdi bize.
Çünkü mahallede herkes birbirini tanırdı.
Bir anne çocuğunu sokakta bırakıp pazara gittiyse, diğer anneler o çocuğa göz kulak olurdu. O çocuk hiç sahipsiz değildi.
Çünkü mahalle, herkesin çocuğuydu.
Komşuluk vardı.
Dayanışma vardı.
Kapılar sadece açılıp kapanmaz, yüreklere açılırdı.
Çocuklar düşerdi, dizleri kanardı. Ağlar, biraz sonra yine oyuna dönerlerdi. Kavga eder, barışır, birlikte büyürlerdi. Arkadaşlıkları ekranlardan değil, sokaklardan öğrenirlerdi.
Uçurtma uçururduk…
Balonların ipini sıkı sıkı tutardık.
Top peşinde koşardık.
Saklambaç oynardık.
Akşam ezanına kadar sokaklarda yankılanırdı çocuk sesleri.
Şimdi ise çocukluk, beton duvarların arasına sıkıştırılmış gibi.
Çocuklar kapalı oyun alanlarına, kapalı kreşlere, dört duvarın içine bırakılıyor. Ellerine tabletler, telefonlar veriliyor. Saatlerce ekranların karşısında büyüyorlar.
Sonra da soruyoruz:
“Bu çocuklar neden böyle?”
Çünkü çocuk koşmuyor.
Düşmüyor.
Dizini kanatmıyor.
Ağaçlara tırmanmıyor.
Toprağa basmıyor.
Gökyüzüne bakıp hayal kurmuyor.
Bir çocuğun hayal gücünü, hazır görüntülerden daha fazla ne öldürebilir?
Çocuk kendi oyununu kurmalı.
Kendi hikâyesini yazmalı.
Bir sopayı at, bir taşı oyuncak, bir karton kutuyu ev yapabilmeli.
Çünkü çocukluk biraz da özgürce hayal kurabilmektir.
Şimdi beton yığınlarının arasında çocukların gülüşlerini arıyoruz.
Ne eski arsalar kaldı,
ne kapı önlerinde oturan anneler,
ne birbirine “Çocuğumuzu gördün mü?” diye soran komşular…
Mahalle kültürü, betonun ve yalnızlığın altında can çekişiyor.
Ve en çok da çocuklar eksiliyor bundan.
Keşke yeniden mahallelerimiz olsa…
Bir çocuğun düştüğünde elinden tutacak onlarca el,
susadığında su verecek onlarca kapı,
ağladığında başını okşayacak onlarca yürek olsa.
Keşke çocuklar yeniden sokaklara çıksa.
Koşsalar…
Düşseler…
Gülseler…
Yeniden kalkıp oyunlarına devam etseler.
Çünkü çocukların gülüşleri bu dünyanın en güzel sesidir.
Biz o gülüşleri soldurmayalım.
Çocukların çocukluğunu ellerinden almayalım.
Bırakalım çocuklar biraz kirli, biraz yaramaz, biraz özgür olsun.
Bırakalım gökyüzüne baksınlar.
Uçurtmalarını gökyüzüne bıraksınlar.
Ve biz, uzaktan onları izlerken yeniden hatırlayalım:
Bir zamanlar mahallelerimiz vardı.
Ve o mahallelerde herkes birbirinin çocuğuydu.
Fadime Can

Ağustos 14, 2026

"Bir Ananın Dağ Gibi Duruşu: Yeşilin Ortasında Bir Yaşam Mücadelesi 🌿"



Hepimizin zaman zaman hayali değil midir o şehir kalabalığından, gürültüsünden kaçıp bir köye sığınmak? 🌿


Ama gel gör ki alışkın olmayana o hayat hiç de kolay değil... Belgeseli izlerken bunu bir kez daha anladım. Küçük yaşta 6 çocuğuyla yapayalnız kalmış bir ananın evlatları için verdiği o muazzam mücadeleyi izlemek hem içimi ısıttı hem kalbimi burktu.

Oğluyla olan o sıcacık bağlarına, kadının o güçlü duruşuna ve fedakarlığına hem hayran kaldım hem de yaşadıklarını düşününce içim cız etti. Gerçek sevginin, emeğin ve fedakarlığın ne demek olduğunu hatırlatan harika bir belgesel. Kahvenizi alın ve mutlaka izleyin... ☕️✨


Ağustos 09, 2026

PAZAR SİNEMASI🥰❤️


Pazar gününün o sakin ruhuna çok yakışacak, izlerken hem içinizi ısıtacak hem de derin bir iz bırakacak harika bir film önerisi: Gilbert Grape’in Hayalleri. Kendi düşleri ile ailesine olan sorumlulukları arasında sıkışan bir gencin gözünden, ailenin önemini ve sevdiklerimiz uğruna yapılan sessiz fedakârlıkları muazzam bir içtenlikle izliyoruz. Film boyunca zihninizi kurcalayan en güçlü soru ise şu oluyor: Ailen için kendi hayatından vazgeçmek bir kurban olmak mıdır, yoksa sevgiyi en saf haliyle kazanmak mı? Muazzam oyunculukları ve sımsıcak atmosferiyle insanı hüzünlendirirken bir yandan da sarıp sarmalayan gerçek bir duygusal başyapıt. Çayınızı alıp bu pazar kendinize bu filmi hediye edin; ruhunuza kesinlikle çok iyi gelecek! 🎬✨


👉👉 FİLM BURADA 🙋‍♀️❤️ 






Temmuz 30, 2026

❤️❤️❤️❤️


Bazen bir insanın hikayesi kendi iç dünyamıza ayna tutar. Katarsis’in bu bölümünde Nursel Ergin, tüm samimiyetiyle içini döküyor. 'Sevgi dilendiğim için...' derken hissettirdiği o derin burukluk eminim sizin de kalbinize dokunacak. Mutlaka vakit ayırıp izlemenizi öneririm 👇👇👇